Recent Posts

18 Kasım 2009 Çarşamba

Karayiplerde bir Türk

Turks and Caicos adaları

Turks and Caicos ,Karayiplerde, Bahamaların güneydoğusunda Haiti'nin kuzeyinde bulunan bir ada topluluğu. Bazılarımız ismini duymuştur. İsmini ilk duyduğumda irkilmiştim. /tɝːks/ Turks ? Karayipte mi ?

Adanın tarihi ile ilgili gerekli bir ufak araştırma yaptım. 1492'de Cristoph Colomb'un Amerika'yı keşfetmesinin ardı sıra İspanyol Juan Ponce de Leon adada yerleşime geçmiş. Bir diğer adla adayı sömürmeye başlamış.

Ada grubu Turks ve Caicos ada gruplarından oluşuyor.Şaşırtıcı bir diğer nokta da adanın en büyük yerleşim merkezinin Grand Turk (Büyük Türk )olması.

Adanın ismi iyice kafamı kurcaladı ve internette araştırmaya koyuldum. İlk önce bu isim konusunu soracak bu ülke vatandaşı birini bulmak lazımdı. Üniversitede okurken çok uğraştım bu işle. Sonunda bir kişi buldum ve derhal sordum. Bildiğime göre adaların şeklinden olsa gerek dedi.Bu kişinin soruyu cevaplayabilecek nitelikte bir kişi olmadığını anladım.

İlk bakışta ada grubunun şeklinin bir fese benzediğini söylüyordu. Şöyle bir bakarsak o kadar da yanlış değil bu tahmin ancak o dönemde fes kullanılmıyordu bildiğim kadarıyla.

İnternette dolaşmaya devam ederken ikinci ve daha güçlü bir öneriyle karşılaştım. Kolay olanı yaptım ve google arama motoruna " where turks and caicos name derived from? " (turks and caicos adı nereden geliyor?) yazdım. Karşıma çıkan en güçlü tezlerden birisi . Varsayıma göre bu adayı keşfeden Colombgiller bir kaktüs görüyorlar adada tepesi kırmızı fese ya da sarığa benzeyen ve içlerinden adaya ilk çıkan dehşetle bağırıyor. "Tuuuurks" (Türkleeeer) Colombus da içinden burada da mı onlar demiştir kesin.:) Bu kaktüsü merak ediyor musunuz ? İşte ada bayrağında da yer alan o bitki :


Üçüncü varsayım ise bir Türk araştırmacının bölge bilim adamları ve yöneticileriyle konuşmasından sonra ortaya çıkıyor. İnternetten okumuştum aklımda kaldığı kadarıyla yazacağım. Kaynağı da biliyordum ama çok zaman geçti. Galiba Küba'da tarihçilerle konuşulur. Bu adamlar Türkler adayı Colomb'dan önce bulmuştur . Bunun izlerini bütün adada bulmak mümkündür der. Hatta adada Türklerin öldüğü yer anlamına gelen bir yer de varmış.

Aklıma takılan sorular şunlar : İlk fes 1800'lü yıllarda Tunus'tan getirilmiş ve kullanılmaya başlanmış. Osmanlı'da fes bildiğim kadarıyla bu yıllarda takılmış.

Son öneri de aklıma ne getirdi dersiniz ? Adanın bulunduğu yerdeki detaya dikkatinizi çekiyorum. Gayet iyi incelenmiş olsa gerek. Piri Reis 1511 yılında Kitabı Bahriyeyi yazıyor. O bildik haritayı da 1513 yılında çizdiği söyleniyor. Bu haritayla ilgili bağlantı bana göre bir efsane ya da peri masalından öteye gitmiyor.

-------------------------------------------------------------------------------------
© Fotoğraflar wikipedia.org adresinden alınmıştır.

12 Kasım 2009 Perşembe

Kısa bir ara...

Ruhumda ve bilgisayarımda var olan küçük hasarlardan dolayı ara vermek zorunda kaldım. Yakında yeni sayfalarla devam edeceğim.

Buralara uğrayanlar varsa haber vereyim dedim :)

Şarkı,size gerçekten değer verenler ve sizin gerçekten değer verdikleriniz için...

video

02 Kasım 2009 Pazartesi

Sliding Doors - Rastlantının Böylesi

Filmin Orijinal Adı : Sliding Doors
Türkçesi : Rastlantının Böylesi
Türü : Dram , Romantik
Yönetmen : Peter Howitt
Oyuncular : Gwyneth Paltrow , John Hannah , John Lynch

Ufak bir an hayatınızı iki farklı yöne doğru sürüklerse ne olur ?

Bazen hayatın akışı ufak bir şeye bağlanabilir. Bir metro kapısını açık yakalayıp yakalamamak bile mutlulukla ya da kalp sızısıyla son bulabilir.


Bir metronun otomatik kapısı açıkken ona yetişmek ya da yetişememek olarak özetleyebilirim filmin konusunu oluşturan nedeni. Filmdeki ana karakter Helen (Gwyneth Paltrow) filmin başında bir metroyu bir saniye farkıyla kaçırıyor ve bu andan itibaren film bu bir saniyenin önemini beynimize kazımak adına iki bölüme ayrılıyor. Kayan kapıdan geçebilen ve de geçemeyen Helen.
Bu esnadan sonra iki paralel dünyada iki farklı hikayeyle devam ediyor film. İkisinde de farklı iki yol var. Birbirinin içine girmiş olmasına rağmen belli tekniklerle bu karışıklık ortadan kaldırılarak hoş bir şekilde izleyiciye sunulmuş.

Hayatımızın değişik anlarındaki değişik fırsatları kullandığımız ya da kullanmadığımızda hayatımızın nasıl değişebileceğini anlatan güzel bir film. Seçenekler dünyasında hayatımızı yönlendiren bizi ve bu hayata kaderin etkisini bu etkide saniyelerin bile önemli olduğunu gösteriyor.

Gwyneth Paltrow başarılı bir iş çıkarmış. Farklı ve zor bir rolü hakkıyla yerine getirmiş. Filme değişik bir anlayışta çekilmiş romantik bir dram diyebilirim. Türkçeye çevrilmiş adıyla sanırım " Rastlantının Böylesi", Sliding Doors'u alışveriş merkezlerindeki ucuzluk sepetlerinden, herhangi bir yerden bulun derim.

Artıları : Böyle bir filmi bulmak zor çünkü değişik bir teknik kullanılmış.Aynı kişi ama paralel giden iki hayat ve iki farklı hikaye.Buna rağmen anlatımı çok başarılı.

Eksileri : Filmdeki ingiliz aksanı. Neden bilmem ama ben sinir oluyorum. Bulursanız Türkçesini öneririm.

İzleyin memnun kalacaksınız.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Duvarlar

Uzun süredir duvarları fotoğraflıyorum. Gariptir,hoşuma gidiyor. Yurdumuzun ayrı yerlerinden bizlere farklı düşünceler ,farklı hisler verecek bu fotoğrafları paylaşmak istiyorum. Seyirlerinize...







-------------------------------------------------------------------------------------
© Fotoğraflar dalgaizlerine aittir.Fikir ve sanat eserleri kanununa göre izinsiz kullanılamaz.

27 Ekim 2009 Salı

Saplantılı ruh halleri

Son zamanlarda arada sırada uğradığım "iamneurotic.com" adlı siteyle ilgili yazayım dedim bugün. Yazılanlar ,işlenenler öyle eğlenceli öyle enteresan...Bilmeyenlerin de görmesini istedim. İngilizce "neurotic" terimi çoğumuzun zihninde sinirsel bir hasar içeren tıbbi sorun anlamını getirse de sitede üyelerin ilginç saplantılarına yer veriliyor. Hani şu çizgilere basmadan yürümeye çalışanlarımız gibi insanlar obsesif aynı zamanda acayip davranışlarını bu sitede yazıyor ve yorumluyorlar.

www.iamneurotic.com

Bu gibi şeyleri hayatımızda yadsınamaz bir yeri var aslında.Örneğin ben,sevinçlerimi uzattığım zamanlar bunun ardından istemeyeceğim bir durumu getireceğini düşünürüm.
Yolda çizgilere basmadan yürüyenler, maç seyri sırasında devamlı oturduğu yeri değiştirenler, simetri ile sorunu olanlar...
Siteden, en popüler ve sevilenlerinden bazı yazıları paylaşmayı denersem devamlı izleniyormuş hissiyle hayatlarını birer şova çevirenleri başa almalıyım galiba.
Dahasını mı istiyorsunuz? Örneğin ben bu yazıda şu ana değin hiç "k" harfini kullanmadım. :) Çok zor oldu özellikle "çok" yazamamak ama daha fazla dayanamayacağım. "k" lerimle devam ediyorum.:)


Bu fotoğrafa çok güldüm bir de. Gönderen kişi, iyi bir kitap okuyorken eğer kitabın anakarakterinin başına kötü bir şey gelme ihtimali varsa o kitabı kapatıp bir daha da okumuyorum diyor. Geride kalan yarım mutsuz kitapları siz düşünün artık.:)

Tavsiye ederim site çok eğlenceli.Öte yandan ben bunlardan ileriyim bu takıntı, saplantı durumlarında diyorsanız sitede yazılanlar hayatınızı olumsuz da etkileyebilir benden söylemesi...

-------------------------------------------------------------------------------------
© Fotoğraf kaynağı : www.iamneurotic.com

24 Ekim 2009 Cumartesi

Amerikan Rüyası Bitiyor mu ?

Olay geçenlerde ABD'nin Teksas eyaletinin meşhur şehri Dallas'ta gerçekleşmiş. Polis memuru, Ernestina Mondragon isimli latin amerika kökenli bir bayanı kuraldışı bir U dönüşü yapmak suçundan durduruyor.Ancak polis , kenara çektiği bayana bu kural dışı hareketinden dolayı değil de "ingilizce konuşamadığı" için ceza kesiyor. Eline tutuşturduğu ceza kağıdında da aynen böyle yazıyor. Ceza nedeni : "ingilizce konuşmayan sürücü" :)
Olay çok enteresan geldi bana . Hani nerede özgürlükler ülkesi Amerika, hani daha geçen latin gecesinde ispanyolca şarkı eşliğinde dans eden Obama dedirtti. Şimdi Amerika Los Angeles ve New York'tan ibaret değildir diyenler de olacaktır. Bu gibi yerlerde İngiliz aksanıyla yani yine ingilizce konuşanlarla dalga geçen Amerikalılar olduğunu da biliyoruz.
Olay her ne kadar gülünç geliyor olsa da bir o kadar da düşündürücü.Yani trajikomik. Yapılan röportajda sürücü bayan " memurun ingilizce biliyor musun sorusuna. sadece biraz, anlıyabiliyorum." dediğini belirtiyor ve "o an çok kötü , aşağılanmış" hissettiğini söylüyor.
Şunu da belirtmek gerek ki olayın geçtiği bölgenin yarısına yakını latin amerikalılardan oluşuyor ve yine onların da yarıya yakını ispanyolca konuşuyor ve ingilizceleri de pek iyi değil.
Ülkemizde ne zaman özgürlükler sorunu manşet olsa ilk olarak Magna Carta'yı örnek veririm ve vermeye de devam edeceğim. Adamlar ta 1215 yılında krala bak kralım biz de vergi veriyoruz senin adına savaşa gidiyoruz iki kelime söz söylemeye hakkımız olsun demişler ve almışlar. Bir de her zaman özgür olduğundan bahsedilen o bir arada yaşamayı bilmiş birleşmiş millet olmuş "hoşgörülü" Amerika'yı katardım örneklerime. Demek biz o kadar da kötü durumda değilmişiz.
Olsun, yine de kötü örnek örnek değildir!
Haber kaynağı ablamıza "gracias" polise de "thanks man" demeyi bir borç bilirim...

-------------------------------------------------------------------------------------
© Haber kaynak , foto : www.myfoxhouston.com
Konu dışı ilk fotoğraf : www.how-to-learn-languages.net

17 Ekim 2009 Cumartesi

Yazar Odaları

Guardian gazetesinde 2007'den bugüne dek yayımlanan ilgi çekici bir bölüm var. Bölümün konusu yazarların odası. Dünyaca ünlü yazarların o çok bilinen eserlerini yazdıkları odalarını,masalarını bizlere sunuyor. Böylelikle geçmiş ve günümüz yazarlarının karakterlerinden tutun da eserlerini hangi ruh haliyle kaleme almış olabileceklerini öğrenmiş oluyoruz. Bunlardan dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmak isterim.
Jane Austen
En göze çarpanlardan biri Jane Austen'a ait. Yazarın Pride and Prejudice ve Emma gibi eserlerini üzerinde kaleme aldığı küçük üç ayaklı masası o anlattığı zerafet hikayelerinin kaynağına etki edebilir hissi veriyor. Kalabalık bir aileden gelen ve kendine ait bir odasının olmamasının sıkıntısını çeken Austen'in misafirler geldiğinde yazdıklarını apar topar kaldırıp bavullara sıkıştırdığını dahi biliyoruz. Guardian gazetesi bu oniki kenarlı zarif masa için dehanın tevazusunu yansıtıyor tanımını yapmış.

Charlotte Bronte
İşte yetenekli bir o kadar da problemli Bronte kız kardeşlerin odası. Charlotte, Emily ve Anne Bronte eserlerini bu odada yazıp üzerine uzun uzun konuşurlarmış. Jane Eyre ve Uğultulu Tepelerin bu melankoli dolu odada nasıl bir hayal gücüyle yazıldığını anlamaya çalışıyorum. Bu arada Emily'nin bu odada öldüğü de söyleniyor.

Virginia Woolf
Woolf'un eşi Leonard Woolf'a 18 Mart 1941 tarihinde aşağıdaki intihar mektubunu bıraktığı oda.
"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum.Bu sefer o korkunç anlardan kurtulamayacağım .Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım.Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin.Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı.Hayatını mahvettiğimin farkındayım,ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum.Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun.Artık benim için her şey bitti.Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."

Rudyard Kipling
Kipling'in odasını beğendim...

George Bernard Shaw
Shaw'un odasını biraz garipsedim. Fikir adamının o bütün eserleri bütün düşünceleri bu odada hayat bulmuş demek.

-------------------------------------------------------------------------------------
© Fotoğraflar kaynak : http://www.guardian.co.uk/books
Blog Widget by LinkWithin