Recent Posts

#biryazar=ernesthemingway etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#biryazar=ernesthemingway etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2012 Cumartesi

Hemingway - Afrika'nın Yeşil Tepeleri

Yazarın boğa güreşi tutkusunu açığa vuran Tehlikeli Yaz kitabından sonra Afrika'nın Yeşil Tepelerinde de avcılığa olan tutkusunu açıkça görüyoruz. Kitapta yazar Afrika'da ekibiyle yaptığı safarileri,avladığı, avlayamadığı avlamak istediği hayvanları yazmış. Bunları yazmakla beraber yine dünya görüşünden, edebi zevklerinden , Afrika ve insanları hakkındaki görüşlerinden detaylar da paylaşmış.

Yine bu sıralar bloglarla fazla içli dışlı olduğumdan mıdır bu kitabı Hemingway'in blog sayfası toplamaları olarak tasarladım kafamda hep okurken. İz sürmeleriyle , başarıyla ve başarısızlıklarıyla biten avları giriş - gelişme ve sonuç sırasıyla anlatışı her bölümü bir blog havasına sokmuş. Bir tutkusunu ve yaşadıklarını yazıya döken her insanın yazabileceği yazılar gibi duruyor ama yazan isim Hemingway olunca bütün dünya okuyabiliyor ancak.

Kitap boyunca kaç hayvanın vurulduğunu saymaya çalıştım ama sonlara doğru "ceylan sürülerine yapılan yaylım ateşi" pes ettirdi. Buna rağmen Ernest insanlar Amerika'ya ilk ayak bastıklarında orası ne güzel bir kıtaydı oysa ki ! Afrika'nın da doğal haliyle korunması lazım diyor. Bana göre birçok yerde kendisiyle çelişiyor.

Hemingway denince ilk akla gelenlerdendir avcılık. World Travel Channel her Küba'yı gösterişinde yazarın oradaki evini de gösteriyor. Evde ilk dikkat çekenler ise duvarları bezemiş hayvan kafaları.
En başta kullandığım fotoğraf tartışmasız birçok avcının sahip olduğu tür fotoğraflardan eminim. Hatta günümüzde çoğunun et , deri , para vs. için değil de sırf dürbünlü tüfekleriyle vurdukları bu hayvanlarla bir fotoğraf çekinip Facebook'ta sergilemek için avcılık yapıyor fikrine inanıyorum. Hemingway de kitapta vurduğu bir avın ardından hava kararmadan fotoğraf makinem yetişir mi acaba diye bir telaş yaşıyor .

Yabani öküzler, ceylanlar , samurlar , geyikler , gergedanlar , birçok kuş türleri...
Madem konu avcılık parantez içinde 2011 yılında avcılık ve yaşam alanı kaybına bağlı olarak iki gergedan alt türünün neslinin tükendiğinden de bahsetmek gerekir.


Ayrıca Hemingway'in parayla tuttuğu beraber iz sürüp avcılık yaptığı yerli ekip devamlı yazar için "sahip" , "patron" gibi ifadeler kullanıyor. Buna da ayrıca gıcık oldum.

Geçen yılın sonundan beri seri halde Hemingway kitapları okuyorum. Artık bu kitapla bu seriye bir son vermenin zamanı geldi diye düşündüm artık. Başka bir yazar ve kitaplarına başlamak istiyorum. Aklımda bazı isimler yok değil. Önerileri olanların önerilerini de alabilirim buradan.TwitterTwitter'da paylaş

2 Mart 2012 Cuma

Tehlikeli Yaz - Hemingway'in Boğa Güreşi Terimleri Sözlüğü

Tehlikeli Yaz...Daha kitabı bitirmeden ismine ve içeriğine pek ısınamadığım bu kitaba yeni isimler düşünmeye başladım ve kitap için Hemingway'le Boğa Güreşine Dair Her Şey ya da Hemingway'in Boğa Güreşi Terimleri Sözlüğü isimlerini şu anki isminden daha uygun gördüm. Yazarın boğa güreşlerini sembolik manada kullandığı Güneş De Doğar gibi kitapları beni biraz olsun buna hazırlamıştı ama bu kadarını da beklemiyordum. Bir boğa güreşi federasyonu varsa ya da İspanya Kültür Bakanlığı hala bu etkinliğe bir kültürel faaliyet olarak bakıyorsa ekstradan bir kitap basma gibi bir zahmete girmek yerine bu kitaptan basıp piyasaya sürebilirler. Sözün özü bu kitabı sevip sevmemeniz boğa güreşi konusunda hangi tarafta durduğunuzla alakalı diyebilirim.
Ernesto'nun boğa güreşine olan tartışılmaz tutkusu ve bir profesyonel gibi teknik bilgiler vermesinin yanı sıra kitaptan konu üzerine ipuçları çıkarmaya çalışırsak : " Bir boğa güreşçisi yaptığı işi,sanatını seyredemez. Bir yazar gibi ressam gibi bir yerini düzeltmek şansı yoktur. Müzisyenler gibi çalınanları da duyamaz.Sadece hisseder ve kalabalığın sanatına verdiği tepkiyi dinleyebilir. Duyduklarının coşku dolu olduğunu hissettiği anda dünyada başka hiçbir şeyin önemi kalmamıştır. Bildiği sanatı yapmakta devam ederken becerisini ve karşısındaki hayvanın limitlerini de göz önünde bulundurması gerekir. " Kitap boyunca nasıl yukarıda yazar ,ressam , müzisyen kelimeleriyle boğa güreşçilerini aynı cümlede kullanıyorsa yazar boğa güreşiyle sanatı da aynı kefede birbirine denk tutuyor. Yazarların yazarken kullandığı tekniklere nasıl sanat gözüyle bakıyorsa kitap boyunca defalarca arka arkaya anlattığı boğa güreşçiliği tekniklerine de sanat diyor.

Boğa güreşleri kökeni kimine göre tarih öncesi ilkel dönemlere uzanıyor. Tiyatro'nun kökeninin Dionysos'a dayandırılması gibi kimileri bu birçok insanın değişik şekilde adlandırdığı ( sanat, spor, gelenek , vahşet ... ) aktiviteleri Mithras'ın boğa kurban etmesine bağlıyor. Bazılarına göre de asıl doğuş nedeni birbirine vurdurta vurdurta elimizde gladyatör kalmadı bunun yerine boğaları ileri sürelim fikri. Şöyle bakılırsa ilkel , gladyatör , şiddet , kan aslında birçok şeyi açıklıyor.

Hemingway'in çok iyi ahbap olduğu boğa güreşçileriyle anılarına yer verdiği anılarla da yetinmeyip baya baya olayın tekniklerine indiği hatta her güreşi detayıyla aynı ya da benzer cümlelerle anlatıp beni sıktığı , güreş aralarında da İspanyol coğrafyasına değinip bilgiler verdiği bir kitap. Hemingway okuru iseniz ya da İspanya gelenekleriyle ilgili iseniz okuyabilirsiniz. Bir roman tadı bekliyorsanız hata edersiniz . Bir anı kitabı olarak hayvansever olmayan içindeki şiddete yürü be kim tutar seni diyen herkese önerebilirim.

Bir iki defa bir endülüs televizyon kanalında izlemişliğim var. Katalunya bölgelerinde birçok yerde yasaklandığını biliyorum ve eski şaşalı günlerinden de uzakta. Öyle ya da böyle içinde kan var can alma var. Boğa güreşi şaka değil !

Bu kitap pek içime sinmedi. Bol bol yağan kar sağolsun bir an önce bitti de kurtuldum. Sırada Hemingway ile Kilimanjaro yolculuğu var.TwitterTwitter'da paylaş

6 Şubat 2012 Pazartesi

Hemingway'in Silahlara Vedası - Savaş - Aşk - Arkadaşlıklar

1899 doğumlu olan Ernest Hemingway'in liseyi bitirdiği sıralarda Birinci Dünya Savaşı patlak verir. ABD'nin savaşa dahil olmasının ardından yazar orduya katılmak için başvuruda bulunur ancak gözündeki bir sorun nedeniyle alınmaz. Daha sonra savaşın son yıllarında Kızıl Haç gönüllüleri arasında ilk sıralardadır ve yazarlığı için malzeme toplayacağı savaş serüvenlerine böylelikle atılmış olur. İtalyadaki bu Kızıl Haç ambulans şoförlüğü görevi sırasında yakınlarında patlayan bir top tarafından ağır yaralanır. Milano'da tedavi sürecinde bir hemşire olan Agnes von Kurowsky'e aşık olur...

Yukarıdaki cümleler ve yazarın Milano'da iyileşme sürecinde çekildiği fotoğrafı dikkate aldığımızda Silahlara Veda'nın az buçuktan öte bir otobiyografik eser olduğunu da söyleyebiliriz.

Şu ana kadar okuduklarımı dikkate alırsam Hemingway'in tüm kitaplarının son sayfasına geldiğimde onları tek tek çok sevdiğimi söyleyebilirim. Belli çerçevelerde birbirlerine benzeseler de bu beni kesinlikle sıkmıyor. Aksine bunun yazarın tarzını anlama yolunda bir his olduğunu düşünmeme neden oluyor. Silahlara Veda'da - okuduğum zaman dilimiyle de alakalı olabilir- kitabın ortalarına gelirken tıpkı ana kahraman teğmen Henry'nin sonradan sıkılacağı gibi sıkıldım savaştan. Sonlarda ise onun başlarda cepheye koşması gibi zevkle, bir heyecanla çevirdim sayfaları.

Hemingway birbirine harmanlayarak yer verdiği birçok fikrin ön sahnesinde yine savaşı yerin dibine vuruyor. Ne menem bir şey olduğundan , yıkıcılığından , etkilerinden bahsediyor. Güzel şeyler ne kadar var olmaya devam ederse etsin bir şekilde savaş tarafından etkileneceğini , harap edileceğini yazıyor. Her türlü lekesizi lekelemek üzere proglamlanmış savaş güzelliklerin ve mutlulukların varlığına dayanamıyor çünkü. Öyle ki ne zaman Henry ve Catherine biraraya gelip mutlu oldu desem kitap boyunca bu yönde engeller çıkıyor. Henry'nin yaralanması, cepheye geri gönderilmesi , tutuklanma tehdidi ve kitabın sonu hep bunu gösteriyor. Yine de ikisi de aşkı savaş havasından kurtulmak için kullanıyorlar. Kitap boyunca vurgulanan birbirlerini düşünerek ya da güzel şeyler düşünerek dışardaki dünyanın yıkıcılığından kaçıyorlar. Aşkın bu savaşın ve hayatın dehşetlerini altetme gücüne güvenlerinin yanında ondan çekiniyorlar da çünkü ikisi de her güzel şeyin bir bedeli olduğuna inanıyor.

Baştan sona kadar kitap yağmur , nehir ve değişik su tasvirleriyle sırılsıklam su baskını altında yüzüyor. Kitapta bunun iki nedenle kullanıldığını düşünüyorum. İlki devamlı görülen yağmur yıkıcılığı temsil ediyor. Yağmur çamur kitap boyunca devam eden savaşın karakterler üzerindeki umutsuzluk ve mutsuzluk halini yansıtmak için kullanılmış. Buna dikkat ederim kitaplarda olsun filmlerde olsun savaşlar genelde yağmur altında değil midir ? Suyun olumlu bir manada kullanıldığı ikinci bir nedense anakarakterin nehir ve gölü kullanarak "savaştan" kaçıp uzaklaştığı anlarda karşımıza çıkıyor. Kurtuluşun sembolü yağmur savaştan uzaklaştıkları her an daha çok bir " vaftiz" törenini andırıyor. Felaket göstergesi yağmur bu sefer Catherine'i kahkahalara boğuyor. Yine çiftin en mutlu anlarını yaşadıkları İsviçre karlar altında. Ne zamanki karlar kalkıyor işler değişiyor...

Kitabın sonunun beni bu kadar etkileyebileceğini düşünmezdim.- Ne kadar detaya giriyorum bilmiyorum. Kitabı okumayanları ne kadar düşünsem de birçok onları hoşnut etmeyecek detaylara girdiğimin farkındayım. Affetsinler artık. - Kitapta gönüllü olsun cebren olsun birkaç yerde gördüğümüz terketme finalde birbirine karışmış bütün duyguları zirveye taşıyor.Saygılar Hemingway !

Birçok defa filme de uyarlanmış. Kadir İnanır'ın da aynı adlı bir filmi var ama bilmiyorum neyi ve nasıl anlatır.

Hemingway'in Silahlara Veda'sıyla bir savaşı daha geride bırakıp Tehlikeli Yaz'la boğalar matadorlar arenasına attım bile kendimi çoktan ben.TwitterTwitter'da paylaş

30 Aralık 2011 Cuma

Güneş De Doğar

Ernest Hemingway okumaların ciddi anlamda tat vermeye başladı. Yazarın ilk romanı -her ne kadar ben sırayı karıştırsam da- Güneş De Doğar daha önce okuduğum Hemingway romanlarına benzemiyor. Daha çok günümüz bloglarındaki havaya sahip ya da ben son zamanlarda bu bloglarla içli dışlı olduğum için bu tür bir hava sezmiş olabilirim. Paris kafelerinde başlayan ve İspanya'da devam eden romanın zaman zaman gezginler için bir gezi planı kimliğine büründüğünü söylemek hiç de yanlış olmaz.Giriş olarak dediğim gibi Hemingway'in kitapta bahsettiği şekliyle "günleri şaşırdığı zamanlarda" kaleme aldığı bir gezi blogu gibiydi ilk bakışta bu roman benim için.

Ernest Hemingway'in ilk başta "Fiesta" başlığını uygun gördüğü ve iki ay gibi bir sürede yazdığı roman ilk olarak Paris'te başlıyor, sonra Pirene dağlarında doğanın içinde balık avıyla devam ediyor sonra Pamplona'da San Fermin festivaliyle olgunluğunu yaşadıktan sonra Madrid'de son buluyor. Yazım tarzı açısından bu sıralama dikkatimi çekti.Hoşuma da gitti Pirenelerde başlayan maceranın Gran Via'da son bulması. Paris'teki ilk bölüm birinci dünya savaşını arkada bırakan "kayıp nesilin" romanı oluşturan karakterlerini tanıtarak bir başlangıç yapıyor. Daha sonra kahramanımız Jake Pirene dağlarında doğayla içiçe bir av macerasına girişiyor. Bahsetmeden geçmek olmaz buradaki betimlemelere ayrıca hayran kaldım. Son olarak San Fermin festivali, sembolik olarak kullanılan boğa güreşleri ve fiestalarla olay örgüsü zirvesini buluyor.

Bu olay örgüsü içinde karakterler birbirine benzer , kurallar tanımayan günübirlik hayatlar yaşarlar. Kaybetmişlikleri ve çöküntü içinde oldukları her hallerinden bellidir. Ancak bu kayıpları yeni denemelerle ya da yeni kayıplarla telafi etmekte ısrarcıdırlar aynı zamanda. Bu ve gibi konularda savaş ve boğa güreşleri benzetmeleri bir heyecan katmasının yanı sıra sembolik olarak kitapta bol bol yer bulmuş. Ana karakterin içinde bulunduğu savaşla boğa güreşleri çoğu bakış açısıyla örtüşüyor.

Hemingway'in bu kitabındaki alkolizm adında ayrı bir başlık atmak lazım bir de. Öyle ki alkol ve şarap kitapta belki de bir "fiesta" unsuru olarak çok yer kaplıyor. Karakterler arasında sürekli bir iletişim sorunu var gibi ve bunun nedeni hem alkol hem de değil. Karakterler birçok anlamsızlığın içinde kendilerini en çok sarhoşken ele veriyorlar. Haklarında en derin bilgiyi onlar sarhoşken alıp ancak o zaman bir yargıda bulunabiliyoruz.

Karakterler arasında da enteresan ilişkiler var. Başkahraman Jake Brett'e aşık. Brett yazıldığı zaman Fransa'sında çok görüldüğü üzere birden fazla kez evlenip boşanmış bir kadın ve birçok kişinin ilgisini çekiyor. Hayalkırıklıklarıyla dolu ilişkilerle sürüp gidiyor roman. Bir boğa güreşçisi dahi giriyor işin içine. Jake bütün bu olanları garip bir şekilde sadece dışarıdan izliyor bu süreçte.

Hemingway'in romanının karakterleri aralarında kitap boyunca dikkate değer ilişkiler yaşıyor, zıt düşüyor , birbirlerini kolluyor ve birbirlerine katlanıyorlar. Acı çekiyor ve yine mutluluklarını arıyorlar tıpkı her gecenin ardından tekrar doğan güneş gibi...

Birdahaki kitap Silahlara Veda olacak sanırım.TwitterTwitter'da paylaş

20 Kasım 2011 Pazar

Çanlar Kimin İçin Çalıyor - Pilar ve 10.Bölüm


Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u bitirdiğimde bu zamana kadar neden okumamışımdan çok iyi ki şimdi okumuşum dedim. Ve iyi ki Hemingway okumaya başlamışım. Eminim henüz okumadığım kitaplarında da bir dolu hazine gizli.

Evet hazine...Okumayı bitirdiğim bir kitabın ardından kitapla ilgili detaylı bir yorum yapamayacağımı düşünüyorum. Öyle ki bu güzel eserdeki bir kelime için bile bir paragraf açmaktan korkuyorum. Bu yazıda ilk olarak kitabın içinden iki hazine bulup çıkarmak bu çerçevede resmin geri kalanına fırça lekeleri gibi görüşler dokundurmak istiyorum.

Karakterlerden Pilar ve kitaptaki 10. bölümden ilk etapta Çanlar Kimin İçin Çalıyor üzerine bunlar hakkında yazmak isteyecek kadar çok etkilendim.

Pilar , bana göre kuşkusuz kitaptaki en renkli ve çözülmesi en zor karakter. Yarı çingene ilk başta bize bir gerilla lideri olan "Pablo'nun kadını" olarak tanıtılıyor. İlerleyen sayfalarda Pablo'nun grubun sözde lideri olduğu anlaşılıyor çünkü grubun birçok yönden önderliği Pilar'ın elinde bulunuyor. Güçlü , anaç , geniş , kimi zaman edepsiz kimi zaman duyarlı bir kadın Pilar. Romanı roman yapan birçok gelişmenin oluşumunda etkili olduğu için de önemli bana göre . Gerek Robert ve Maria'yı bir aşk macerasına itelemesi olsun gerek savaşçıların El Sordo'yla yaptığı işbirliğine aracı oluşu olsun. Aynı zamanda dağdaki grubun anneliğini de yapıyor bir bakıma. Yemeklerini yapıp yediriyor içkilerini veriyor. Robert Jordan'ın çantasını dikiyor hatta. Kısacası onu tanıdığımız bölümden itibaren bir güç dayanak sembolü Pilar. Anafikirin ilerlemesine yardımı dışında enteresan özellikleri de var. Gizemli , batıl inançlara sahip. Kurduğu ilkel güçler ve kaderin önemi bağı, ölümün kokusunu hissettiği iddiaları , el falı bakması ile belki de bilerek karakterine özellikler katıyor. Hemingway kitabın değişik bölümlerinde Pilar üzerindeki işlemeleriyle kitaba güçlü bir karakter kazandırmanın yanı sıra İspanyol İç Savaşı sırasında kadın hakkında bilgi veriyor ve onu sembolik olarak kullanarak da savaş-insan arasında mesajlar veriyor. Kısa keseyim...Dediğim gibi Pilar'ı sevdim.

Çanlar Kimin İçin Çalıyor'un 10. bölümüne gelecek olursak diğerlerine bakarak daha uzun olan bu bölüm kitabın kendi içinde ayrı bir roman tadı verdi bana. Bölümde Pilar , Robert Jordan ve Maria bir başka gerilla ekibinin lideri olan El Sordo ile görüşmek için bir yürüyüşe çıkıyorlar. Onuncu bölümün başında Pilar'a "bir şeyler" olduğu açık seçik ortada. Robert acele ettikçe Pilar ağırdan alıyor ve diğer ikisini derenin kenarında ufak bir mola vermeye ikna edip ayağını serin sulara sokuyor.Uzun bir süre ne kadar çirkin olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyor Maria ve Robertı. Ve anlatıyor bir şeylerden etkilendiği her halinden belli bir şekilde anlatıyor. Bu savaşın nasıl başladığını , kavganın başladığında kasabalarında olan bir olayı anlatıyor. Cumhuriyetçi köylülerin , halkın ellerine ne geçerse silahlanıp faşistlerin elinden kasabayı nasıl aldıklarını en ince detayıyla yeniden hissederek yaşayarak. Hemingway'in bu bölümde düzyazyıyla şiir yazdığını düşündüm ben . Ne kadar çarpıcı bir anlatım. Kasabadakilerin faşistleri ele geçirmeleri , sonra bunları bir binanın içine tıkıp Pablo'nun tek tek sabırsız halka öldürtmesinin hikayesi kan donduruyor. Gücü eline alan halk faşistleri tek tek öldürmek yerine bir süre sonra bu işten "sıkılarak" binanın içine girip linç etmeye başlıyor.Bazılarının aslında bu "iyi" diye düşündüğü faşistlerle beraber papazı da katlediyorlar. Pablo ve Pilar olsun köy halkı olsun derin rahatsızlık duyuyorlar o günün ertesinde. Hepsinin içine böyle vahşice olmaması , bu şekilde olmaması gerektiği azabı çöküyor.

Bu bölümdeki sembolizm ve anlatım nedeniyle onuncu bölümü ben bir üst çekmeceye koydum diyebilirim. Kitapta aslında bir avcı olan" yaşlı Anselmo "nun insan öldürmenin pek de hayvan öldürmek gibi olmadığı yinelemeleriyle verilen savaş herkes için kötüdür fikrini en çok bu bölümde hissediyoruz. İnsanı insan yapan harç zayıfladığında hepimizin aslında delilik seviyesinde "hayvanlığa" , vahşiliğe ne kadar yakın olduğumuzu göz önüne seriyor. Bölümdeki gibi gücü eline aldığında ezildim gerekçesiyle diğer insanları ezebiliyor, katledebiliyor , yakabiliyor insan.

Tekrar tekrar okuyunca bölümü daha çok seviyorum. Semboller kullanmaya Pilar'la daha bölümün başında başlıyor Hemingway.Bana bu bölümde farklı , bir başka biri gibi görünen Pilar oradan buradan konuşurken " Dağlarda sadece iki yol vardır. Biri aşağı, biri yukarı ! " diyor. Dağın ortasında söylenen bu söz ve takip eden sözler bir bakıma hayatın merkezinde bulunan hayata karşı ölüm, iyiye karşı kötü , geceye karşı gündüz , savaşa karşı barış zıtlıklarını gösteriyor , anımsatıyor. Bu sözlerle başlayan ve Pilar'ın anlattığı bölümle biten kısımda Hemingway iyi ve kötünün aslında doğanın kendisinde olduğunu sahip olduğu gibi doğanın ( insanın ) kendisinin bu ayrımı yapıp kirlenip temizlenebileceğine değiniyor.

Bu Pilar'ın anlattığı katliam sahnesinde not edilmesi gereken bir diğer nokta da "rekabetin" de tıpkı iyilik kötülük gibi kaçınılmaz olarak içimizde olduğudur. Devrim de tıpkı kapitalist bir dünyada olduğu gibi eline aldığı güçle bu mücadeleyi hakimiyet, üstünlük savaşına çevirebiliyor. Hemingway bunu 10. bölümde bir metaforla bizlere sunuyor. Bina'da infazı gerçekleştirilenleri bir sandalye üzerinde dengede durmaya çalışarak pencereden izlemeye çalışan Pilar bu görüntü için bir arkadaşıyla zorlu bir mücadele içine giriyor. Tıpkı vahşetin esiri olup kendinden geçen gözü dönmüş kalabalık gibi itişip kakışıyorlar. İnsanın en karanlık yönlerinden merhametsizlik ve bencilliğin Hemingway tarafından ustaca aktarıldığı bu bölümde Pilar ve çevresindekiler daha iyi katliam görüntüsü için boğuşurken aşağıda birisi bağırıyor " Yaşasın ben ! ".

Sanıyorum sırada " Güneş De Doğar " kitabı var Hemingway'in . Ona başlayana kadar belki Çanlar Kimin İçin Çalıyor hakkında bir iki konu daha açarım. TwitterTwitter'da paylaş

2 Kasım 2011 Çarşamba

Ernest Hemingway - Çanlar Kimin İçin Çalıyor (Başlangıç)

Okunacak ne kadar çok kitap var diye düşünürken bu sene farklı bir şey yapıp bundan sonra ara okumaları saymazsak bir yazar üzerine yoğunlaşıp o yazara ait bütün kitapları okumaya karar verdim. Bu tür bir tekniğin yazar üzerine yoğunlaşmada yazarı anlamada daha faydalı olacağını da düşünüyorum. İçimdeki , aklımdaki kırıntıları birleştirdiğimde ilk olarak Ernest Hemingway ile başlamanın yerinde olacağını düşündüm ve geçen haftasonu bilimum etkinlikle açılışı Çanlar Kimin İçin Çalıyor adlı kitapla yaptım. Ernest Hemingway ve kitaplarından çarpıcı ve beklentimin üzerinde bir karşılık alacağımdan eminim.

Aslında kitapları yazarın kitapları yazış sırasına göre okumak niyetindeydim ancak internetin bilgilerine her zaman güven olmuyor ki yanlış bir sıra ile başlamış oldum. Kim bilir belki bundan sonra doğru sıraya geri dönerim.

Hemingway'in Yaşlı Adam Ve Deniz kitabını okumuş onun balıkçı , avcı tarafını tanıma fırsatını bulmuştum. Tanıyanların bildiği üzere onun tırnak içinde savaşçı yanının belki de daha etkili olduğu eserlere başlamam gerekti. Aşağıda fotoğrafını paylaştığım Küba'nın başkenti Havana'nın Ambos Mundos otelinde yazdığı kitap yazarın İspanyol İç Savaşı tecrübelerine dayanıyor.

İspanyol İç Savaşıyla ilgili çok film izledim. Belki de şöyle demek gerekir İspanya için bir mihenk taşı olduğu için bu konuda çok film var.Öyle ki Çanlar Kimin İçin Çalıyora başlar başlamaz aklımda Pan'ın Labirenti filmindeki gibi bir stüdyo kurdum. Olan bitenleri bu yönde kafamda canlandırıyorum. Ormanın , çalılıkların içinde nereden çıkacağı belli olmayan militanlar onları kovalayan askerler. İspanyol dağları...

Henüz başladım kitaba Robert Jordan ana karakterini sevdim. Onun rehberi yaşlı Anselmo da dikkate değer görünüyor. Robert Jordan karakterleri tanıtıyor ve olacak olayların kopacak kıyametlerin altını ısıtıyor. Ölüm ve öldürmek üzerine sorgulamalar var ilk bölümlerde.

Altını çizmeye, sonra tekrar etmeye değer sözler de ediyor sık sık karakterler. Bilgi yayınları baskısında bunlar tırnak içinde yazılmış.
" Bilmemeyi hep yeğlemişimdir . O zaman ne olursa olsun konuşan ben olmam." 1.bölüm

Karakterler duygu yüklü , mücadeleciler. Kitabı bitirdiğimde tekrar bu sayfalara dönerim sanıyorum konuyla ilgili.

Bu şekilde kuşkusuz ilginç bir hal de aldı okumak. Hemingway'i çabucak bitirip bu yıla başka yazarlar sığdırabilir miyim bakalım. Bu kitapları bitirene kadar başka bir kitapa en azından bir romana zaman ayırmayacağım. Okuma festivalimde evime misafir olmak üzere bir yazar öneriniz olur mu acaba ?TwitterTwitter'da paylaş
Blog Widget by LinkWithin