
Çekim Tarihi : 2010
Türü : Romantik Komedi
Yazan , Yöneten : Woody Allen
Oyuncular : (Hangi birini saymalı?) Owen Wilson , Rachel McAdams , Michael Sheen , Marion Cotillard , Corey Stoll
Gil ve Inez anne ve babalarının bir iş seyahatine takılarak Paris'e giderler. Gil ilk romanını yazma üzerine kafa yoran bir Hollywood yazarıdır. Paris'in büyüsüne kapılır ve şehirle arasında yazarlarda rastlanacak türden bir bağ oluşur. Inez ise bu duygusal bağı Gil ile paylaşmak niyetinde değildir. Aslına bakılırsa bu kavramlardan oldukça uzak görünmektedir. Gil , altın çağ olarak gördüğü 1920lerin Parisini düşlemektedir . İlhamını bu nostalji tutkusuyla aramaktadır. Inez'in arkadaşlarıyla dansa gittiği bir gece Gil Paris'in sokaklarında yürüyüşe çıkar ve bu yürüyüş onu Paris'in geçmişi aracılığıyla onun kendi geleceğine götürecektir.
Woody Allen yine yapmış ve benim bildiğim Manhattan ve Barcelona'dan sonra bu sefer de Paris'e el atmış. Film sahne sahne Paris dolu ! Biz ülke tanıtımına büyük paralar akıtıp reklamlar hazırlayalım elin adamı sadece bir filmle bu etkinin katbekat fazlasını elde ediyor. Şöyle kesenin ağzı açılsa al Woody bu para bu İstanbul dense...(?) İyi ya da kötü , beğenelim ya da beğenmeyelim Woody Allen bu filme de imzasını atmış. Bir şekilde film ona ait olduğunu hissettiriyor.
Bana göre eksilerinden başlarsak filmin ana karakteri Gil'i Owen Wilson'ın yerine başka biri de oynayabilirdi. Amerikalı turist rolü tamam da duygu yüklü başarılı bir yazar kısmında eksik gördüm. Özellikle eski yazarlarla karşılaştığı anlar oldukça silik. Bilmiyorum. Öte yandan filmde Michael Sheen ve Marion Cotillard gibi çok beğendiğim ve başarılı bulduğum oyuncular da var. Yine çok iyiler...

Özellikle A Moveable Feast kitabında anlattıklarıyla Paris hakkında düşüncelerini belirten Ernest Hemingway'in filmdeki bulunuşunu etkileyici buldum. Yazılarını etkileyen o bulunduğu savaşlar kişiliğine de yansımış bir Hemingway. Stili ve yazmak konusunda çok şey anlatıyor filmde. Her yerde Hemingway çıkıyor karşıma ve bu sene karar verdim okumadığım kitabı kalmayacak. Dali ve Buñuel'i ayrı severim ve onları da gördüğüme sevindim filmde. Dali Dali gibiydi de sanki Buñuel pek olmamış. Özellikle Gil'in El Angel Exterminador filminin fikrini verdiği anda Buñuel soru sormak yerine bu harika bir fikir cevabını verirdi diye düşünüyorum. Yine de o sahneyi sevdim Gil bu zamanda yolculuk hikayesini ancak bu sürrealistlere anlattığında böyle komik olurdu.

Son bir not filmde sürekli çalan bir şarkı var çok sevdim :
İyi seyirler !
